|
BİRLİĞE ULAŞ
Beri gel, daha
beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikisi de,
Peki, kutlu ne, kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız
İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?
Sen habire gevele dur bakalım,
Habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de,
Sonu nereye varır bunun, nereye?
Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
İnsanlara karıl, insanlara, insanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin,
bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.
Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.
Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
Hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.
Mevlânâ
(1207-1273)
HAYATI
Mevlâna 30
Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan
Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası Belh
şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı"
ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled’dir. Annesi
ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Sultânü’l-Ulemâ
Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol
istilası nedeniyle Belh’ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’l-Ulemâ
1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte
Belh’ten ayrıldı. Sultânü’l-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur.
Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de
karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın
ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü’l-Ulemâ
Nişâbur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe’ye hareket etti.
Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan
sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye
(Karaman) geldi. Karaman’da Subaşı Emir Musa’nın yaptırdıkları
medreseye yerleşti.
1222 yılında
Karaman’a gelen Sultânü’l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna
1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da
evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi
adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’ u kaybeden Mevlâna
bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı.
Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı
iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği
altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri
ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca
Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı
Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin
Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini
istedi.
Bahaeddin Veled,
sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi
ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle
karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni
tahsis etti.
Sultânü’l-Ulemâ,
12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu
Sarayı’nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan
Mevlâna Dergâhı’na bugünkü yerine defnedildi.
Sultânü’l-Ulemâ
ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde
toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler.
Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi
Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye
gelenlerle dolup taşıyordu.
Yaşamını
"Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273
pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mevlâna ölüm gününü yeniden
doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani
Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya
gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına
ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet
ediyordu.
"Ölümümüzden
sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin
gönüllerindedir."
|