Çocuklar İçinNeyi Hedefliyor? (2)

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü-UNICEF işbirliğiyle yürütülen "Ardıç Projesi" kapsamında “Yönetici ve Personel Eğitimi Programları” ile “Psiko-sosyal Destek ve Müdahale Programları” geliştirildi. Geliştirilen programlara yönelik; yönetici, uzman ve kurum personelinin bilgi ve değerlendirmelerini içeren yazı dizisine Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü Naci YILDIZ ile Program Danışmanı Xperteyes Eğitim ve Danışmanlık Merkezinden Psik. Dan. M. Kadir AKBULUT’un yazıları ile devam ediyoruz.

 

 

 

 

 

 


'Önce Çocuklar' Diyebilmek

Naci YILDIZ

Naci Yıldız

Kurum Müdürü

Ardıç Eğitim Projesi'ne 2007 Şubat ayında Ankara İncek'te yapılan eğitim toplantısı ile dahil oldum.

2002 yılında ceza infaz kurumlarındaki çocukların hukuki durumları ile ilgili olarak Barolar ve Bakanlığımız arasında imzalanan protokollerle çocuklara ayrı bir ilgi ve program uygulanması gerektiğini fark ettim.

Buna yönelik olarak görev yaptığım kurumlarda bireysel çabalarımla çocuklara yönelik programlar yürütmeye çalıştım.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün değişik tarihlerde ve yerlerde düzenlediği çeşitli eğitimlerde personel eğitimi ve eğiticilerin eğitimi için yapılan toplantılara katıldım.
Ardıç Eğitim Projesi katıldığım bu programlardan çok farklı. Daha önceki programlarda kurumlarda çalışan belli seviyede personel sürece dahil ediliyordu. Ardıç Programında ise kurumlarda yönetim, eğitim, psiko-sosyal, sağlık ve güvenlik ve gözetim servislerinde görev yapan tüm personelin dahil edildiğini gördüm.

Bununla birlikte projenin bünyesinde fazla sayıda çocuk barındıran çocuk ceza infaz kurumu personel ve yöneticilerin öncelikli olarak eğitime alınması, sineklerle mücadelenin yeterli olamayacağı, bataklıkların kurutulması gerektiği bilincinin yerleşmesine öncülük ettiğini düşünüyorum. Çünkü ceza infaz kurumlarımızda ilgisiz kalan, yeterli eğitim ve tretman faaliyetlerine alınmayan çocukların tahliyelerinden sonra bir defa değil birkaç defa ve farklı suçları işleyerek kısa zamanlarda tekrar kurumlara geldiğini gözlemledim.

Ayrıca, projede interaktif eğitim modellerinin uygulanması eğitime katılan her kademedeki personele “Ben bu sürece nasıl katkıda bulunurum" bilincinin oluşmasına öncülük etmiştir; zira eğitime aldığımız ve daha sonra görev yaptıkları kurumlara giderek süpervizyon eğitimi yaptığımız personelde bu açıkça fark edildi. Çünkü; onlar "Biz artık çocukların şifresini çözdük, empati kuruyoruz, sembiyoz olduk, önce dinliyoruz." diyorlardı. Bu da eğitimi ne kadar benimsediklerini göstermektedir. En önemlisi de aldıkları eğitimi kendi çocuklarını da göz önüne alarak kurumlardaki çocuklara uygulamaya başlamalarını belirtmeleridir.

Personelin eğitim süreci boyunca derslerde aldıkları bilgileri kurumda uygulamaya başlamaları ile birlikte kurumlarda çocuklarla olan ilişkilerde rahatlamaya başladıkları, çocukların bu davranış değişikliklerini fark ettikleri, kendilerinin de çocukları daha iyi anlamaya başladıklarını ifade etmesi eğitimin etkili ve verimli olma yolunda önemli bir mesafe aldığını bize göstermektedir.

Projenin önem ve faydasını, sürece katkısını ileriye yönelik olarak verimli ve başarılı olmasını sağlayacak göstergenin ise gerek eğitim sırasında gerekse süpervizyonlarda eğitime katılan personelin, kurumlarda sadece kural koymanın yeterli olmadığını, cezalandırmanın tek başına çözüm olmadığını, çocuklara ilgi göstermenin onları cezalandırmadan daha etkili olduğunu belirtmeleridir.

Son olarak hem uygulayıcı hem de bir eğitimci olarak; bu eğitim programında çocukların tutulduğu kurumlara ilişkin ulusal mevzuatla birlikte uluslararası mevzuatın da işleniyor olması katılımcıların programa daha bir ciddiyetle yaklaşmaları, uygulamada yaşanabilecek sorun ve sıkıntıda nasıl davranacakları, neler yapabilecekleri ile ilgili olarak kendilerini daha iyi ve daha bilgili hissetmelerine yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak hükümlü ve tutuklu çocukların barındırıldığı kurumlarda çalışan personelden eğitime katılanlarla katılmayanlar arasında ortaya çıkmış olan davranış, anlayış ve iletişim farklılığı bu eğitimin ceza infaz kurumlarında çalışan tüm personele verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.


* Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü / Program Eğiticisi

 

Kapıları Aralamak...

 

Kadir AKBULUT

Kadir AKBULUT

 

Ardıç Projesi eğitim programlarının geçmişi dendiğinde insanın film şeridi gibi aklından geçen bir çok an oluyor ister istemez. Bazı davranış bilimciler der ki; olumlu olan, güzel anıları, bir başka değişle insanı travmatik düzeyde etkilemeyen anıları insan daha kolay hatırlarmış. Belki biz buna, insanı geliştiren anıları hatırlamak daha kolay oluyor diye ekleme yapmalıyız. Çünkü bu proje en azından biz eğitim ekibine çok şey öğretti, her İKM her yönetici deneyimi ve yaşantıları ile bize yeni bir alanı tanıma ve öğrenme imkanı sağladı.

Bu proje fikrini oluşturan veya oluşumunda katkı sağlayan ve bizim bu programlarda yer almamıza konu olan ilk eğitim 1998 yılında Gemlik'le yapıldı. Bu eğitimde bir kurumun tüm personeline üç farklı tarihte programlar uygulandı. Biz o zaman infaz ve koruma memuru ismini bilmiyoruz. Biz gardiyanlarla karşılaşacağımızı sanıyoruz. Kulağımıza, “gardiyan değil infaz koruma memuru” diye fısıldandı, biz de bu kelimeleri kullanıyoruz ama yüreğimizde gardiyan tanımı var. Bize yıllardır öğretileni iki günde atmak mümkün değil. Kısaca önyargılarımız var. Ama bu önyargılar karşılıksız da değil. İKM’ler de bizim için bunlar ne anlar cezaevinden diye düşünüyorlar. Bir bakıma doğru da; cezaevlerinin nasıl bir kurum olduğunu bilmiyoruz. Zaten ukalalık edip kurumu bildiğimiz iddiasında da değiliz... İKM'lerin de en sık tekrarladıkları, "Siz hiç kapı patlatma gördünüz mü, isyanda koğuşta kaldınız mı?" sorularıydı. Haklıydılar. Biz hiç isyan görmemiştik ve eğitimde bu durumdan bahsedecektik. Ama İKM'ler kararlı ve dirençliydi. Bize isyanı yaşatacaklardı. Krize müdahale konusunda Prof. Dr. Bülent Coşkun'un verdiği eğitimde bir isyanı oynamaya karar verdiler ve oynadılar. Gerçeği nasıldır bilmiyorum ama “gardiyan, yakarım, yaklaşırsanız keserim!” sesleri hâlâ kulağımda... O oyunla birlikte çok güzel ve öğretici bir eğitimi orada tamamladık. O eğitimde biz infaz ve koruma memurlarının gardiyan olmadığını anladık, onlar da bizim kendilerini biraz olsun anlayabileceğimizi hissettiler. İki günde yıkılması zor olan önyargımız çok da uzun olmayan bir sürede değişti. Bu karşılıklıydı...

2003’te başlayan projede önce kurum ziyaretleri yapılarak kurum ihtiyaçları tespit edildi, sonrasında bu ihtiyaçlar çerçevesinde hazırlanan programlar personele uygulandı ve geri bildirimler alındı. Ardından kurum ziyaretleri ile programın işlevselliği değerlendirildi, yeni öneriler alındı ve programlar revize edildi. Sonrasında pilot kurumlardaki tüm personele programlar uygulandı. Görüş ve öneriler alınarak şu an uygulandığı halini aldı. Yönetici, personel ve psiko-sosyal program olmak üzere üç temel program oluştu.

Mükemmel programlar mı oldu? Bunu söylemek belki iddialı olur. Ama şunu net olarak söyleyebiliriz; tamamen Adalet Bakanlığının kendi personelinin ürünü bir program çıktı ortaya. Biz yönetici ve personel eğitiminde arabuluculuk yaptık. Geri bildirimleri programa yansıtıp, bilgilerimiz ve becerilerimiz çerçevesinde katkı sağladık. “Personel ve yönetici eğitim programlarını kim geliştirdi?” diye sorulursa; eğitimlere katılan, kurum ziyaretlerinde bize geri bildirim veren personel ile çocuklar, yani tüm katılımcıların olduğunu söyleyebiliriz. Biz bu süreçte çok şey öğrendik. Önemli bir alanı tanıdık ve personelin eğitimi uygulamaya geçirmedeki azim ve kararlılığından çok şey öğrendik. Ümit ediyorum ki ilerleyen zamanda daha az çocuk, ceza infaz kurumu ile karşılaşır, karşılaştıklarında da kurumları eğitim kurumu, personeli eğitimci olarak görür.

Not: Bu yazı Psik. Ü. Erçin KİMMET ile birlikte kaleme alındı.

* Program Danışmanı / Xperteyes-EDM Eğitim Ekibi Psikolojik Danışmanı.